Bakliyatta Küresel Eğilimleri Doğru Okumalıyız

Advert

GÜNCEL - 02-07-2026 21:08

Bakliyatta Küresel Eğilimleri Doğru Okumalıyız

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yayınlanan “Tarımsal Görünüm 2026-2035” raporu, bakliyat sektörüne ilişkin önemli tespitler ve gelecek döneme yönelik öngörüler ortaya koymaktadır.

Raporda; bitkisel protein, diyet lifi, kompleks karbonhidrat, vitamin ve mineraller açısından zengin olan bakliyatın aynı zamanda biyoaktif bileşikler içerdiği belirtilmektedir. Düşük nem oranı sayesinde uzun süre depolanabilmesi, hasat sonrası kayıpları azaltan önemli bir avantaj olarak öne çıkmaktadır. Tarımsal açıdan ise toprağa azot bağlama özelliğiyle verimliliği artırdığı ve sürdürülebilir üretim sistemlerinin temel unsurlarından biri olduğu vurgulanmaktadır.

Rapora göre bakliyat üretimi ve verimindeki artış, tahıl ve yağlı tohumlara kıyasla daha sınırlı seyretmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında araştırma ve sulama yatırımlarının yetersizliği ile tahıllarla yaşanan rekabet yer almaktadır.

Tüketimi şekillendiren iki temel eğilim dikkat çekmektedir. Düşük ve orta gelirli ülkelerde bakliyat, uygun maliyetli bir bitkisel protein kaynağı olmayı sürdürmektedir. Yüksek gelirli ülkelerde ise işleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde bakliyattan elde edilen protein, nişasta ve lif; et alternatiflerinden atıştırmalıklara ve fırıncılık ürünlerine kadar birçok gıda ürününde daha yaygın kullanılmaktadır. Sağlıklı ve sürdürülebilir beslenmeye yönelik ilginin artması da bakliyat ve bakliyat türevlerinin gıda sanayisindeki kullanım alanlarını genişletmektedir.

Dünya Ortalamasının Gerisinde Kalan Üretim, Tüketim ve İhracat

Rapora göre, 2025 yılında 104 milyon ton olan küresel bakliyat üretiminin 2035 yılına kadar yüzde 14 artarak 119 milyon tona ulaşması beklenmektedir. Aynı dönemde küresel ticaret hacminin 23,2 milyon tondan 25 milyon tona yükselmesi öngörülmektedir. Başlıca ihracatçı ülkeler Kanada, Avustralya ve Rusya olarak öne çıkmaktadır. Küresel kişi başına bakliyat tüketiminin ise yüzde 11 artışla yıllık 8,2 kilograma ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye açısından tablo daha farklıdır. Son yıllarda yaklaşık 1,3 milyon ton seviyesinde seyreden üretimin önümüzdeki dönemde de aynı düzeyde kalacağı öngörülmektedir. Küresel ölçekte beklenen yüzde 14'lük üretim artışı dikkate alındığında bu tahmin oldukça olumsuzdur. Dış ticarette ise 2035 yılında 1,5 milyon ton ihracata karşılık 1,7 milyon ton ithalat öngörülmekte, böylece Türkiye'nin miktar bazında net ithalatçı konumunun süreceği tahmin edilmektedir. Kişi başına tüketimin ise küresel eğilimin aksine yüzde 5,7 gerileyerek 11,4 kilograma düşmesi beklenmektedir.
OECD ve FAO tarafından hazırlanan “Tarımsal Görünüm 2026-2035” raporu, sektörün geleceğine ilişkin bir projeksiyon sunmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye için öngörülen üretim, ihracat ve tüketim görünümünün gerçekleşmesini arzu etmeyiz.

Raporda, Hindistan'ın önümüzdeki on yılda tohum ıslahı, mekanizasyon, destekleme alımları, araştırma ve sulama yatırımları sayesinde küresel bakliyat üretimindeki büyümeye öncülük edeceği öngörülmektedir. Benzer bir yaklaşımın Türkiye için de güçlü bir yol haritası oluşturacağını düşünüyorum. Doğru ve istikrarlı politikalarla üretim altyapımız güçlendirildiği takdirde mevcut üretim hacmimizi iki hatta üç katına çıkarabilir, tam kapasite çalışmayan işleme tesislerimizi yeniden sektörümüze ve ekonomiye kazandırabiliriz. Ayrıca hem düşük ve orta gelir grubunun temel gıda ihtiyacına hem de katma değerli bakliyat ürünlerine yönelen yüksek gelirli pazarların talebine ihracat yoluyla daha güçlü şekilde cevap verebiliriz.
 

Günün Diğer Haberleri