İYİ Parti Mersin Milletvekili Burhanettin Kocamaz

Advert

GÜNCEL - 08-08-2026 22:43

Sayın Divan, kıymetli milletvekilleri; Çocuk Koruma Kanunu'nun 14'üncü maddesi üzerine İYİ Parti Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle Gazi Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.
Kıymetli milletvekilleri, kanunda 15 ila 18 yaş grubundaki çocuklar bakımından sosyal inceleme raporunun zorunlu hâle getirilmesi ihtiyacı karşılamamakta, mevcut takdire dayalı sistemi devam ettirmektedir. Kanun, savcıların ve mahkemelerin hangi somut şartlarda rapor istemekten vazgeçebileceğine ilişkin açık, objektif ve bağlayıcı hiçbir ölçüt getirmemektedir. Meseleyi doğru teşhis etmezsek doğru çözümü de bulamayız. Buradaki temel sorun şudur: Kanun savcıya ve hâkime "Rapor aldırmayabilirsin, yeter ki gerekçe yaz." demektedir. Ancak hangi gerekçenin hukuken yeterli sayılacağını söylememektedir. "Dosya kapsamı dikkate alınarak rapor istenmesine gerek görülmemiştir." ya da "Suçun niteliği itibarıyla sosyal inceleme yaptırılmamıştır." veya "Çocuğun yaşı, beyanı ve mevcut delil durumu yeterli görülmüştür." gibi değerlendirmeler yapılacağından söz edilmektedir. Peki, bunlar gerekçe midir? Hayır. Bunlar gerekçe görüntüsü verilmiş kalıp cümlelerdir. Bir çocuğun hayatı, kişiliği ve geleceği "dosya kapsamı" denilerek geçiştirilemez. Hukuk devletinde gerekçe matbu bir cümleden ibaret olamaz. Gerekçe somut, kişiselleştirilmiş, denetlenebilir ve kanuni ölçütlere dayalı olmak zorundadır.
Kıymetli milletvekilleri, sosyal inceleme raporunun ne işe yaradığını açıkça ortaya koymak gerekir. Bu rapor, çocuğun aile yapısını araştırır, anne ve babasının hayatta olup olmadığını, aile içi şiddet görüp görmediğini, çocuğun ihmal veya istismara uğrayıp uğramadığını değerlendirir. Bu rapor, çocuğun eğitim hayatına bakar; çocuğun okula devam edip etmediğini, okuldan ayrılmış ise neden ayrıldığını, başarısızlığın altında ekonomik, psikolojik veya ailevi bir neden bulunup bulunmadığını ortaya koyar. Çocuğun suç örgütleri, sokak çeteleri, uyuşturucu satıcıları veya kendisini kullanan yetişkinler tarafından baskı altına alınıp alınmadığını araştırır dolayısıyla sosyal inceleme raporu bir formalite değildir. Sosyal inceleme raporu çocuk adalet sisteminin pusulasıdır. Pusulayı ortadan kaldırırsanız mahkeme dosyayı görür ama çocuğu göremez; suçu görür ama suça sürükleyen düzeni göremez; karar verir ama sorunu çözemez. Türkiye'nin yargı uygulamalarında bu konuların somut karşılıkları vardır. Yargıtayın kendi kurumsal yayınlarında çocuk yargılamalarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri olarak hangi yaş grubundaki çocuklar hakkında sosyal inceleme raporu alınması gerektiği açıkça sayılmıştır. Yargıtay bu konudaki farklı uygulamaların giderilmesini ve ülke çapında uygulama birliğinin sağlanmasını gerekli görmektedir. Demek ki mesele teorik değildir. Mahkemeler arasında uzun yıllardır devam eden gerçek bir uygulama sorunudur. Bir mahkeme 17 yaşındaki çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırırken başka bir mahkeme yaptırmıyorsa, bir savcı çocuğun aile ve okul hayatını araştırırken başka bir savcı yalnızca kolluk tutanağına bakıyorsa burada hukuki eşitlikten söz edilemez.

Aynı yaşta benzer şartlarda ve benzer fiillerle yargılanan iki çocuk yalnızca dosyalarının düştüğü mahkeme farklı olduğu için farklı muamele görüyorsa hukuk güvenliğinden söz edilebilir mi? Anayasa’nın 2'nci maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesi devletin bütün işlemlerinin belirli, öngörülebilir ve denetlenebilir olmasını gerektirir. Takdir yetkisi keyfî olarak kişiye bağlı kullanılamaz, hâkime takdir yetkisi verilebilir ancak bu yetkinin sınırları kanunda gösterilmelidir diyor, yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Günün Diğer Haberleri