“BİRİLERİ KAYYUM, MUTLAK BUTLAN DİYE GÜNDEMİ MANİPÜLE ETMEYE ÇALIŞIRKEN MUTFAKTA MUTLAK YANGIN DEVAM EDİYOR”

“'TÜRKİYE YÜZYILI' DİYE ORTAYA KOYDUKLARI ŞEYİN SONUCU AÇLIĞA VE SEFALETE MAHKUM EDİLEN, YOK EDİLEN ORTA SINIF”

“TÜRKİYE'NİN ZENGİNLİKLERİ KÜÇÜK BİR GRUP TARAFINDAN SÖMÜRÜLÜYOR, BUNA SON VERECEĞİZ”

“AK PARTİ İKTİDARI GAZİLERİMİZİN TALEPLERİNİ YERİNE GETİRECEĞİNE, PKK TERÖR ÖRGÜTÜNÜN TALEPLERİNİ TARTIŞIYOR”

“TERÖRİSTLERİN ‘BİZDE PİŞMAN OLMUŞ HAL GÖRÜYOR MUSUNUZ?’ AÇIKLAMASINA SORUŞTURMA AÇMIYORSUNUZ DA NASUH MAHRUKİ’Yİ NİYE TUTUKLUYORSUNUZ?”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısında Türkiye gündemini değerlendirdi.

 

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Türkiye'nin gündemi iktidarın yönlendirmeleriyle siyasi mühendislik ve düşman ceza hukuku çalışmalarıyla sürekli ekonominin dışına çekilmek isteniyor. Ama halkın, sokaktaki vatandaşın temel sorunu açlıkla, sefaletle ve yoksullukla mücadele. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine Temmuz ayı itibarıyla yüzde 17,76 zam yapıldı. Memur ve memur emeklilerine yüzde 13,52 zam yapıldı. Asgari emekli aylığı da 20 bin liradan 23 bin 552 liraya yükseldi. 20 bin lirayla aç kalanlar, şimdi 23 bin 552 lirayla aç kalmaya ne yazık ki devam edecekler. Asgari ücrete ise hiç zam yapılmadı. Birileri Israrla kayyum, parti bölündü, yeni parti, mutlak butlan diye gündemi manipüle etmeye çalışırken mutfakta mutlak yangın ve mutlak yoksulluk devam ediyor. Ve 5 milyon yurttaşımız asgari emekli maaşıyla yaşamaya devam ediyor. 11 milyon yurttaşımız asgari ücretle yaşam mücadelesi veriyor ve açlık sınırının altında kalıyor. İşte 'Türkiye Yüzyılı' diye, vizyon diye ortaya koydukları şeyin sonucu bu. Açlığa ve sefalete mahkûm edilen, yok edilen orta sınıf. Türkiye'nin gerçek gündemi de budur. Üretimden kopuştur, rant ekonomisidir. Her geçen gün hak etmediği şekilde zenginleşen küçük yüzde onluk bir gruptur. Devletten garantili ihaleler alan malum yandaş çevrelerdir. Yine bir tanesi 3 milyarlık yeni ihale almış, görüyorsunuz. Ama yoksulluk, derin yoksulluk gündemin ana maddesidir.

Ancak ülkemizin çaresiz olmadığını da ifade edelim. Ekonomideki bu derin buhrandan çıkmak için önce hukuk devletinin tekrar kurulması ve güven ikliminin tesis edilmesi gerekiyor arkadaşlar. Mahkemelerde hakimlerin ve savcıların arkasında yazan 'Adalet mülkün temelidir.' yazısı duvardaki bir yazı olmaktan çıkmalı, tekrar devletin temel zihniyeti haline gelmelidir. Güven oluşması için borca dayalı kırılgan ekonomiden üreten ve kalkınan ekonomiye geçmek de ayrıca şarttır. Bakın, Haziran 2026 sonu itibarıyla merkezi yönetimin toplam bütçesine bakıyoruz. Borç stoğu 14 trilyon 992,5 milyar TL. Yani neredeyse 15 trilyon olmuş. Bu borcun 7 trilyon 264 milyar TL'si, yani yüzde 48,4'ü, TL cinsinden borç. Geriye kalan ise döviz borcu. Yani döviz borcu, TL borcundan da fazla. 2002'de AK Parti iktidara geldiğinde 133 milyar dolar dış borcumuz vardı. Şimdi Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın raporuna göre 2026'nın ilk çeyreğinin sonunda dış borcumuz 518,5 milyar dolara yükselmiş durumda. Yani 4 kat artmış. Hani şöyle bir işaret yapıyorlar ya, '4'; işte bu artan borç miktarı.

Ve 24 yıllık bu iktidarları sürecinde ekonomideki hiçbir yapısal sorunu çözemedikleri gibi ortaya yeni yapısal sorunlar da çıkarttılar. Gerek enerji ithalatı gerekse ara malı ithalatı, ihracatımızı tamamen ithalata bağımlı hale getirdi. Sanayimiz kelimenin tam anlamıyla montaj sanayine dönüştü ve cari açığın ortaya çıkan finansmanı için de sürekli dış borç arayışı içindeler. AK Parti'nin 24 yıllık iktidarı sürecince sürekli dış ticaret açığı verildi ve döviz ihtiyacı sürekli arttı. Ve tarihin belki en yüksek faizlerini vererek Londra'daki baronlara Türk ekonomisini bağımlı hale getirdiler. Türkiye bir borç sarmalı içerisinde kıvranıp duruyor. Şimdi seçimler yaklaşırken milletin dişinden tırnağından artırarak yapmış olduğu son zenginliklerimizi kime satacaklarının arayışı içindeler. Oradan gelen paralar ve yeni aldıkları borçlarla kredi faizlerini düşürüp açlığa mahkum ettikleri asgari ücretliye, emekliye seçim öncesinde biraz zam yapıp seçimi kazanacaklarmış. Allah aşkına, bu seçimi kazandığınızda sonra ne olacak? Daha önce kazandığınız seçimleri gördük. Ne oldu? İşte bugünkü açlık oldu, bugünkü sefalet oldu ve emeklilerin kahvehanelerde çay içemedikleri bir Türkiye'yi oluşturdunuz. Artık bir daha seçim kazanırsanız, Allah korusun, emekli kahvehaneye dahi gidemeyecek.

Ama bu olmayacak. Görüyoruz ki Türk milleti AK Parti'yi sandığa gömmeye kararlı. AK Parti de kendi içinde dörde parçalanmış, ekonomik konularda denetimi tamamen yitirmiş, Türk milletinin önüne ekonomideki buhrandan çıkış için en ufak bir perspektif koyamayan, istihdam yaratıcı hiçbir tedbir öneremeyen, üretimi artırıcı hiçbir çözüm önerisi geliştiremez durumda. Bütün stratejisini muhalefeti düşman ceza hukuku ile bölmek üzerine kurmuş. 

Değerli yurttaşlarım, sevgili Zafer Partililer, 

Bu yaşanan ekonomik buhrandan çıkmak ancak Zafer Partisi'nin liyakatli ekonomi kadroları ve Zafer Partisi'nin devlet aklını temsil eden politikalarıyla mümkündür. Devlet Planlama Teşkilatı'nı tekrar kuracağımızı ifade etmek istiyorum. Planlı ekonomi, planlı kalkınma, planlı sanayileşme ve planlı tarımla üreten, kendisine yeten, kalkınan, istihdam yaratan ve adaletli bir şekilde paylaşan bir Türkiye mümkündür. Türkiye fakir değil, Türk halkı fakir. Çünkü Türkiye'nin zenginlikleri küçük bir grup tarafından sömürülüyor. Buna son vereceğiz.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer, 

Ankara'daki NATO Zirvesi'ni çok şükür atlattık. Ve şimdi zirve öncesi tutuklananların serbest bırakıldığını görüyoruz. Ama onlardan önce tutuklanan Ankara halkı serbest kaldı çok şükür. Bu arada ABD Başkanı Trump’ın gelişi için yapılan havaalanından geri dönmediğini gördük. Neden acaba aynı havalimanından geri dönmedi? Belki de YouTube'a bir görüntü düştü. Başkanın uçağı inerken birisi de balkonunda oturmuş, kavun ve peynir yerken, yanında ayran içerken uçağın inişini çekmiş. Herhalde o manzarayı görünce kalkışı başka bir havalimanından ve başka bir uçakla yaptılar. Neyse, o da uluslararası basında tartışılıyor. 

Ama bu NATO Zirvesi'nin parıltılı ışıklarından meseleyi soyutlarsak geriye tek bir şey kalıyor arkadaşlar. S-400'lerin üçüncü bir ülkeye satılacağı. Yani bu, Rahip Brunson'ın verilmesi gibi bir şey. Bakın, ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda yaptığım bir konuşmada S-400'lerle ilgili şunu söyledim: S-400'ler alınıp alınmamalı mıydı, bu ayrı bir tartışma konusu. Ama Türkiye egemen bir devlettir ve bir silah sistemini aldıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'nin hangi silah sistemini kullanıp kullanmayacağıyla ilgili fikir beyan etmesi, Türkiye'nin egemenliğine yönelik bir açıklamadır. Onun için hükümeti bu konuda destekliyoruz, demiş ve S-400'lerin alınması konusunda hükümete destek vermiştik.

Ama baktık, şimdi S-400'lerle ilgili ortada Birleşik Arap Emirlikleri'ne satılacağına dair rivayetler dolaşıyor. Hani şu 15 Temmuz'da FETÖ'yü destekleyen, İsrail'in bölgedeki en güçlü müttefiki olan, Libya'daki Türk askeri üslerine saldırdığı ifade edilen uçakların sahibi olan ülke. Milli Savunma Bakanlığı da bir açıklama yaptı: 'Çok yönlü çalışılmalıdır.' dedi. Konuyla ilgili sanki Dışişleri Bakanlığı açıklaması, Milli Savunma Bakanlığı'ndan geldi. S-400 sistemi arkadaşlar, 400 kilometreye varan menzile sahip Türkiye'nin yüksek irtifa hava savunma sistemi. Atış ve eğitim testleri yapıldı, S-400 harbe hazır hale getirildi. Ve bununla ilgili resmi bir açıklama yok. Ama bildiğimiz bu. Fakat S-400'lerden sonra ABD, Türkiye'ye CAATSA yaptırımlarını uygulamaya başladı ve F-35 programından çıkardı. Bu, haksız ve Türkiye'nin egemenliğini zedeleyen bir Amerikan politikasıdır. Çünkü bırakın bunu, Yunanistan S-300'leri aldı ve kullanıyor. Buna Washington'dan en ufak bir itiraz olduğunu görmüyoruz. Ve 2022'de NATO tatbikatı sırasında S-300'ler Türk F-16'larına radarda kilitlendi. Buna rağmen Yunanistan için sorun olmuyor. Yunanistan S-300'leri kullanıyor ve NATO uyumundan bahsedilmiyor. Ama Türkiye S-400'leri alınca NATO uyumu meselesi gündeme geliyor. Evet, bu konuda iktidarı Türkiye'nin milli egemenliğini koruyacak şekilde davranmaya davet ediyoruz. Ve geliştirilmekte olan Siper serisi füzelere ilave olarak süpersonik füze savunma sistemleri konusunda da hızlı çalışmalar yapılması gerektiğinin altını çiziyoruz.

Değerli basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

Güneydoğu Anadolu'da PKK terörüyle mücadele ederken gazi olan, kollarını, bacaklarını ve gözlerini kaybeden gazi kardeşlerimiz bir süredir Güvenpark'ta eylem yaparak hak arayışı içerisindeler. Biz de Başkanlık Divanı ve Genel İdare Kurulu üyelerimizle birlikte parka gittik ve onları ziyaret ettik. Onların yanında duruyoruz ve durmaya devam edeceğiz. Bugün yaşananları da hüzün verici olarak görüyoruz. Bu devletin, bu fedakar yurttaşlarına, sevgili gazilerimize çok daha büyük bir ciddiyetle sahip çıkması gerekiyor. Gazilerin ve şehitlerin rütbesi olmaz arkadaşlar. Rütbe ayrımı yaparak gazilik maaşı oluşturamazsınız. Tarih ayrımı yaparak hiç oluşturamazsınız. '15 Temmuz gazileri', 'terörle mücadele gazileri' şeklinde ayrım yapılamaz. Bu bir insanlık ve vatan utancıdır. Bunu derhal sonlandırmak gerekiyor. Ama biz AK Parti iktidarının bu konuda adım atmayacağını tahmin ediyoruz. Onun için gazilerimize söz veriyoruz, değerli ailelerine söz veriyoruz. Zafer Partisi bu konuda Türk milletinden yetki alır almaz isteklerinizi büyük bir sevinçle ve onurla yerine getirecektir.

AK Parti iktidarı gazilerimizin taleplerini yerine getireceğine, PKK terör örgütünün ve Abdullah Öcalan'ın taleplerini tartışıyor ve onların taleplerini yerine getirme arayışı içerisinde. Teröristlere ve başta Abdullah Öcalan denilen terörist başı olmak üzere af ve topluma dönüşleri için entegrasyon düzenlemeleri yapıyormuş. Şimdi 'çerçeve yasa' diye bir yasayla PKK'lıların affedileceği bir süreç tetikleniyor. Öte yandan Öcalan'ın fiilen mahkum statüsü dışında, tırnak içinde 'baş müzakereci' statüsüne kaydığını görüyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gelecek yasa tasarılarının DEM'liler tarafından önce Öcalan'ın onayına götürüldüğünü basında okuyoruz. İnanılır gibi değil. Bakın, biz terörle mücadele edilmesi gerektiğini savunuyoruz. Ama terörle müzakere dünyanın değişik yerlerinde, İngiltere ve İspanya gibi ülkelerde de yapıldı. Fakat buralarda böyle rezaletler yaşanmadı. Adamlar 'Biz pişman değiliz.' diye bağırıyorlar. 12 insanımızı yakarak öldüren bir terörist, 'Biz pişman olmuşa benziyor muyuz?' şeklinde konuşmalar yapıyor ve bu kişinin konuşması için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilen DEM Parti platform oluşturuyor. Bu, öldürülen yurttaşlarımızın anısına hakaret değil midir? Bu, iktidarın her sıkıştığında, ben dahil birçok vatandaşı mahkum etmek için kullandığı, tutuklamak için kullandığı, 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçu değil midir? Siz bu suçlar üzerinde gitmiyorsunuz da bu teröristlerin ‘bizde pişman olmuş hal görüyor musunuz?’ açıklamasına soruşturma açmıyorsunuz da Nasuh Mahruki’yi birçok insanın söylediği cümleleri söyledi diye niye tutukluyorsunuz? İşte DAM İttifakının yani AKP, MHP ve DEM’in oluşturduğu ittifakın Türkiye'yi getirmiş olduğu nokta budur. Gazilerimizin hukukuna sahip çıkmayan, ama PKK'lıların hukukunu dikkate alan ve savunan bir yaklaşım. 

Oysa bu süreç başladığında ne dediler? 'PKK'yla pazarlık yapmayacağız, süreç al-ver süreci olmayacak. PKK terör örgütü tamamen silah bırakacak, kendisini bütün Orta Doğu'da ve Türkiye'de feshedecek.' Gelmiş olduğumuz noktada, nasıl 'Suriyeliler dönecek.' deyip milleti aldattılarsa, PKK'yla müzakereler konusunda da milleti aldattıkları ortaya çıkmıştır. Terör örgütünün elebaşlarından birisi açıklama yapıyor: 'Biz silah bırakacağız demedik, silahlı mücadele stratejisine son veriyoruz dedik.' diyor. Ama şu anda PKK'lı teröristlerin İran'da, İran ordusuyla ve Devrim Muhafızları'yla çatıştıklarını biliyoruz. Suriye'de üzerlerine Suriye ordusunun üniformasını giyerek dört terör tugayında örgütlendiklerini biliyoruz. Yani hiçbir değişim yok. Aksine PKK alan, etki ve saha genişletiyor. Uyuşturucu ticaretine devam ediyor. Teröre devam ediyor. Ve siz sanki Türkiye, PKK terör örgütüne yenilmiş gibi PKK'nın talepleri doğrultusunda yasal düzenlemeler yapmaya başlamış durumdasınız. Bu doğrusu Türk milletinin vicdanında büyük bir tepkiyi ortaya çıkartıyor. Dumlupınar'da, Sakarya'da, Büyük Taarruz'da bu ülkenin bağımsızlığı için, Cumhuriyet'in kurulması için hayatlarını veren şehit dedelerimizden ve gazilerimizden, onların aziz anısından hiç utanmıyor musunuz? Milli hassasiyetler, devletin varlığı bir taşeron terör örgütü tarafından nasıl böyle hırpalanır ve siz nasıl buna izin verirsiniz?

Sevgili Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,

Bu yaşanan süreci başından bu yana çok yakından izleyen, bizim sahip olmadığımız bazı bilgilere de sahip olan ve uzun yıllar Milliyetçi Hareket Partisi içinde değişik görevlerde bulunan, dün geceye kadar da Milliyetçi Hareket Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyesi olan Sayın Mustafa Ertekin, dün Milliyetçi Hareket Partisi'nden istifa etti. Bu yaşanan sürece tepkisini ortaya koymak için istifa etti ve Sayın Mustafa Ertekin bugün aramızda, Zafer Partisi saflarına katılıyor. Sayın Ertekin, yaşananları en yakından görenlerin ve yaşayanların başında geliyor. Son 21 ayda çıktığı birçok televizyon programında, panelde, konferansta ve Anadolu'nun dört bir yanında Milliyetçi Hareket Partisi'nin resmi görüşünü belki de en fazla anlatan isimlerin başında geliyor. Ama bir Türk milliyetçisi olarak, Alparslan Türkeş'le birlikte çalışmış bir ülkücü olarak bu yaşananlara daha fazla ortak olmadı ve istifasını vererek Zafer Partisi saflarına katıldı. Aramıza hoş geldiniz Sayın Ertekin.”

Mustafa Ertekin: “Sayın Genel Başkanım, değerli divan üyelerimiz, değerli basın mensupları; tabii ki 63 yaşındayım. 25 yıldır gazetecilik yapıyorum ve 1996'dan beri de ülkücü hareketin bir neferi olarak görev yapmaktayım. Belediye başkan adaylığı, milletvekili adaylığı yaptım. Üç dönem belediye Merkez Yürütme Kurulu üyeliği ve basın alanındaki çalışmalarımızla Milliyetçi Hareket Partisi camiasının görüşlerini, milliyetçi-ülkücü tavrı sürdürmek için medyada da görüşlerimizi beyan ettik. Şimdi bugün geldiğimiz noktada ilkelerimin, ülkülerimin ve davamın gerektirdiği şekilde bir tavır içerisinde olmak için buradayım. Bizler ülkemizin birliği, bütünlüğü, bölünmez bütünlüğü ve kardeşlik hukukunu koruyabilmek için gecemizi gündüzümüze katan insanlarız. Dolayısıyla ilkelerimizin ve ülkülerimizin sürdürülebilir olduğu siyasal platform olarak bugüne kadar Milliyetçi Hareket Partisi'nde mücadelemizi devam ettirdik. Ama gelinen nokta itibarıyla bu terör meselesinde yaşanan süreç nedeniyle bundan sonraki ilkelerimizi ve ülkülerimizi Zafer Partisi çatısı altında sürdürmeye kararlıyım. Bu sebeple bugün itibarıyla Zafer Partisi'ne katılıyorum. Bu sıcak kucaklaşma için, bize gösterdiğiniz teveccüh için, başta Sayın Genel Başkanım olmak üzere tüm Zafer Partililere teşekkür ediyorum. Saygılarımı arz ediyorum.”

Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Kamuoyunun yakından tanıdığı Sayın Prof. Dr. Bengi Başer Hanımefendi de Zafer Partisi'ne katıldı, parti üyeliğini gerçekleştirdi. Bundan sonra birlikte mücadele edeceğiz. Keza Büyük Birlik Partisi’nde Genel Sekreterlik ve Sivas Milletvekilliği yapmış Sayın Nevzat Yanmaz Bey de Zafer Partisi’ne katıldı. Birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. 

Zafer Partisi, Atatürk çizgisinde Türk milliyetçiliğinden taviz vermeden mücadelesini Cumhuriyetin kuruluş felsefesin mücadelesini sürdürüyor. Zafer Partisi, Seyit Rızacıların, Şeyh Saidçilerin ve PKK'lıların temsil ettiği çizginin Türk milletinin ve devletinin uzlaşmaz düşmanı olduğunu biliyor ve tavrını da Atatürk'ten esinlenerek, Atatürk çizgisinde belirliyor, belirlemeye devam edecek. Atatürk Cumhuriyeti, Atatürk'ten taviz vererek, Atatürk düşmanlarıyla el sıkışarak, onlara hoş görünerek savunulamaz. Atatürk Cumhuriyeti ancak Atatürk'ün kararlılığıyla savunulabilir. Zafer Partisi o kararlılığın siyasi temsilcisidir. 

Sevgili Zafer Partililer,

Kıbrıs'ta da çok tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Garanti Antlaşmaları'nı çiğneyerek İsrail, ABD ve Fransa'ya askeri üsler verdi ve aşırı silahlanıyor. Kıbrıs Rum kesiminde gençler, Türk ve Türkiye düşmanı sloganlarla, mitinglerle ve yürüyüşlerle adeta bir savaşa psikolojik olarak hazırlanıyorlar. AK Parti hükümeti ise bu konularda tek laf etmiyor. Hatta dört yıldan bu yana 'Mavi Vatan' adeta gündemden çıkarılmış durumda. Doğu Akdeniz'de doğal gaz ve petrol araması, sondaj çalışmaları yapılmıyor. Kısa bir süre önce Rum basınından öğrendik ki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin özel temsilcisi Holguin adlı zat, yeni bir plan hazırlamış. Bunların da planları bitmedi. İki devletli çözüm yerine gevşek federasyon ve konfederasyon öneriyorlar. Ama Garanti Antlaşmaları iptal edilecek, adadaki Türk askeri çekilecek ve Rum kesimi de NATO'ya alınacakmış. Bunlarla da yetinmiyorlar; Güzelyurt ve Mesarya Ovası'nın bir bölümü de Rumlara verilecekmiş. Şu ana kadar AK Parti hükümetinden bu açıklamalara karşı en ufak bir tepki duymadık. İşin kötü yanı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ay sonunda adaya geliyor ve bu bölünme ve parçalanma temelli planı adada dikte ettirmeye çalışacak.

Sevgili Zafer Partililer; gerçekten ülkemiz içten dıştan her yerden kuşatma altında. İktidarın zaaf içindeki politikalarından ötürü. 20 Temmuz'u kutlayalı daha birkaç gün oldu. Barış Harekâtı'nı kutladık. Ama şimdi, 52. yıl dönümünü kutlarken adadaki Türk varlığını tehdit eden gelişmeler karşısında iktidardan en ufak bir tepki olmadığını görüyoruz. Burada rahmetli Bülent Ecevit'i, rahmetli Necmettin Erbakan'ı ve bu harekâta katılan, şehit düşen, gazi olan bütün Silahlı Kuvvetler mensuplarımızı ve Türk Mukavemet Teşkilatı mensubu mücahitlerimizi şükran ve minnet duygularıyla anıyorum. 

Ve bu çerçevede bir kahraman subayımızı, Bolu Komando Tugayı 2. Komando Taburunun gözü pek kahraman komutanı, cesur bir teğmeni de muhakkak anmak istiyorum. Beşparmak Dağları'nda Saint Hilarion Kalesi'nin ele geçirilmesi ve muhafazasında bu teğmen olağanüstü başarılar elde etmiş ve Üstün Cesaret ve Feragat Altın Madalyası'yla onurlandırılmıştır. İsmini biliyorsunuz: Muzaffer Tekin. Muzaffer Tekin'in Kıbrıs'taki kahramanlıklarını düşman da unutmamış ve düşmanın aracı olan FETÖ, Kıbrıs'taki kahramanlıkların intikamını FETÖ aracılığıyla almış ve rahmetli Muzaffer Tekin 7 yıl hapis yatmıştı ve 11 yıl önce de pankreas kanserinden aramızdan ayrıldı. Allah rahmet eylesin. Kıbrıs sadece bir ada değildir. Kıbrıs sadece batmayan bir uçak gemisi değildir. Kıbrıs Türk vatanıdır. Kıbrıs Türklüktür. Kıbrıs şandır, şereftir, tarihi borç bir vazifedir. Biz Kıbrıs'ta Türk milletinin egemenliğini ve KKTC'nin varlığını bu kararlılık içerisinde izlemeye ve savunmaya devam edeceğiz.

Sevgili Zafer Partililer, önümüzdeki haftaların ve ayların sıcak geçeceği söyleniyor. Biz sıcağa alışığız. Biz çok sıcağa da alışığız. Biz cehennem sıcağına da alışığız. Ama bu alışık olduğumuz sıcaklardan Türk milletini serinliğe kavuşturmak için şimdiye kadar nasıl kararlılıkla mücadele ettiysek, bundan sonra da öyle büyüyerek, güçlenerek, bütün Türkiye'yi adım adım dolaşarak devam edeceğiz.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın, “Özgür Özel son CHP Grup Toplantısı'nda yeni bir yol, yeni bir parti oluşumunu açıkladı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Sayın Özgür Özel'e ve arkadaşlarına başarılar diliyorum. Özgür Bey yeni bir parti kuruyor. Ben son on yılda iki yeni parti kuruluşunda yer aldığım için yeni bir parti kurmanın nasıl zor olduğunu Türkiye'de en iyi bilenlerin başında geliyorum. Önce hayatımın en büyük hatalarından birisini yaparak Akşener'le birlikte İYİ Parti'yi kurmuştum. Aramızda kuruluş sürecinde birlikte olduğumuz arkadaşlarımız da var. Sayın Nevzat Bor, Fatih Eryılmaz Bey burada, Musa Ertugan Bey burada. Sonra da arkadaşlarımızla birlikte Zafer Partisi'ni kurduk. Ağustos'un 26'sında Zafer Partisi beşinci yılına ulaşacak. 

Tabii Özgür Bey ile arkadaşları da düşman ceza hukuku uygulamaları neticesinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrıldılar. Partilerini kuruyorlar. Yeni partinin, ayrıldıkları Cumhuriyet Halk Partisi'nden farklı mı olacağını, farklı bir çizgiye mi oturacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Bakın genellikle partiden ayrılanlar parti yönetimine muhalif olurlar ver öyle ayrılırlar. Burada Türk tarihinde ilk kez böyle bir şey oluyor. Parti yönetimi partiden ayrıldı. Cumhuriyet Halk Partisi’nde uyguladıkları politikaları devam ettirecekler mi, yoksa farklı bir politik çizgi mi izleyecekler? Onları gördükten sonra bunlarla ilgili daha sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün olur.”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın, “Türk milliyetçiliğinin sembolü partilerden biri olarak Gagavuz Türklerinin kazanılmış haklarının daha sonradan Moldova Hükûmeti tarafından gaspına yönelik girişimleri var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna verdiği yanıt:

“Zafer Partisi olarak Kırım Türklüğü'nün son günlerde karşı karşıya olduğu ciddi sıkıntılarla ilgili hem benim hem de Parti Sözcümüzün açıklamaları oldu. Bunun dışında Gagavuz Türklerinin yaşanan sıkıntılar nedeniyle büyük bir tepki içerisinde olduğunu da biliyoruz. Bu konudaki gelişmeleri Genel İdare Kurulu Üyemiz ve Başdanışmanım Gencay Tunalı Bey çok yakından izliyor ve bizi düzenli olarak bilgilendiriyor. Eğer yeni bir süreç başlarsa bu konudaki açıklamamızı da Türk kamuoyuyla paylaşacağız.”