“BU ÜLKE EKONOMİK KRİZDEN DEĞİL, AĞIR BİR BUHRANDAN GEÇİYOR”
“TAŞIMALI EĞİTİMLE ÇOCUKLARI KÖYDEN KOPARIRSANIZ ÇOBAN BULAMAZSINIZ”
“BİR ÜLKEDEKİ HİZMET SEKTÖRÜ EĞER SANAYİ SEKTÖRÜNÜN ÖNÜNE GEÇMİŞSE O ÜLKEDE SORUN VAR DEMEKTİR”
“TÜRKİYE'DE TEK ADAM REJİMİ İSTEMİYORUZ”
“PARLAMENTER DEMOKRASİYE DÖNMEK ZORUNDAYIZ”
“BU SEFER ARAÇLARI ZAFERE DOĞRU S ÜRELİM”
“BU DEMOGRAFİK YAPIYI DÜŞÜNÜN, YARIN ÇOCUKLARINIZI NASIL BİR ÜLKE BIRAKIRSINIZ?”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, İzmir Şoförler ve Otomobilciler Esnaf Odası’na gerçekleştirdiği ziyaretin ardından açıklamalarda bulundu.
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Öncelikle nazik davetiniz ve kabulünüz için teşekkür ediyorum. Arkadaşlar, daha geçen hafta Ankara'da bir taksi durağını ziyaret ettim, arkadaşlarla sohbet ettim. Türkiye'yi sürekli geziyoruz ve her gittiğim ilde de yoğun esnaf ziyaretleri yapıyorum. Görmüş olduğum husus şu: Esnaf neyle uğraşırsa uğraşsın, ne satarsa satsın, geçen seneye göre işler yüzde elli düştü diyor. Taksici esnafı da bunu söylüyor, domates satan da. Şimdiye kadar bir tek esnaf gördüm, 'İşlerim iyi' diyen. O da İstanbul'da Eyüp Sultan'da bir parfümeri dükkanıydı. Girdim, 'Selamünaleyküm' dedim. 'Aleyküm selam.' 'İşler nasıl?' dedim. Dediğim anda da pişman oldum. Parfümeri dedim ya, işler nasıl olacak? İlk önce insan parfümünden keser ekonomik krizde. 'İşler mükemmel' dedi. Dedim, nasıl oluyor? 'Vallahi biz çok iyiyiz’ dedi. Dedim ki acaba sen imitasyon parfüm satıyorsun, ucuz, onun için mi? 'Yok' dedi, 'hepsi orijinal.' Dedim ki en pahalı parfümün ne kadar? Arkadaşlar, 68 bin lira dedi. Dedim, ben hayatımda 68 bin liralık parfüm görmedim. 'Gösterir misin?' dedim gösterdi. Bunların hepsi videoda var. Peki dedim, ortalama kaça satıyorsun? 20-30 bin bandındayız dedi.
Arkadaşlar, Türkiye'de bir yüzde on var. Bak, bu yüzde on milyarlarca lira kazanıyor. Bakın, şimdi Türkiye bir fon krizi yaşıyor. Görüyorsunuz değil mi? Nasıl paralar götürülmüş. 20 milyar dolardan bahsediyorum. 2001 ekonomik krizinin en az dört katı büyüklüğünde. Ve bu, biz yeni öğrendik, aylardan beri devam eden, bilinen bir şey. Onun öncesinde de yıllar var. Sadece burada mı? Hayır. Hemen hemen her sektörde benzer vakaları yaşadığımız, küçük bir azınlığın zenginleştiği, yurt dışında evler, villalar, caddeler, sokaklar satın aldığı ama halkın fakirleştiği bir süreç. Ve esnaf da bu sürecin parçası.
Bakın, malı ekonomide çeviren esnaf. Parayı çeviren esnaf. Halka ileten esnaf. Taşıyan esnaf. Yani tam anlamıyla ekonomide vücutta kan damarı neyse, esnaf da ekonomide aynı işi yapıyor. Üstelik devletin yurttaşlara istihdam yaratması gerek. Devlet de diyor ki: 'Ben kendi istihdamımı kendim sağlıyorum. Senden iş istemiyorum.' Bununla da yetinmiyor esnaf. 'Yok, Ahmet’e de ben bir iş vereceğim' diyor. Şimdi şoför arkadaşlar, sizler arabanızı sürüyorsunuz, sürmediğiniz zamanında birisine de iş veriyorsunuz. Yani devletin yapması gereken şeyi yapıyor sunuz, bir de istihdam yaratıyorsunuz. Ve sonra diyorsunuz ki, devlete ben çok da para kazanıyorum, sana vergi de vereceğim. Vergi de veriyorsunuz. Arkadaşlar, siz aynı zamanda ekonominin sadece kan damarı olmuyorsunuz, bel kemiği oluyorsunuz esnaf olarak.
Ve bunların arasında şoför esnafı, bu sadece taksi şoförlerinden bahsetmiyorum. Aynı zamanda tır şoförlerinden, kamyon şoförlerinden bahsediyorum. Daha yakın bir tarihte, iki ay önce bir tır şoförüyle birlikte fabrikadan mal yükledik ve tır şoförlerinin dertlerini anlattığı bir uzun yolculuğumuz oldu. O sektördeki sıkıntıları da kamuoyuyla paylaştım. Bir kamu hizmeti görüyorsunuz. Şimdi burada özel tüketim vergisi. Ya kendisine ailesiyle birlikte kullanmak için araba alan bir insanın ödediği parayla, ki o da fahiş bir rakam, kamu hizmeti görmek için, başkalarını taşımak için, belediyenin omuzundaki yükü almak için araç alan insanın ödediği vergi aynı olur m u? Bunun üç yıllığına, beş yıllığına değil, bunun tamamen kaldırılması lazım. Öte yandan size sorsam, çocuklarınızın, sizin yaptığınız işi yapmasını ister misiniz diye. Muhtemelen yüzde on içinizden, 'Evet, oğlum da şoförlük yapsın' diyen çıkacaktır. Çünkü arkadaşlar, yaptığınız iş çok ağır bir iş ve zor bir iş. Dışarıdan bakınca herkes kendisinin patronu ama yani bu biraz ağır bir patronluk. Gecesi gündüzü belli değil. Ki sabah kalktın, nereye gideceğin belli değil. Ne kazanacağın belli değil. Karda, kışta, kıyamette sokaktasın. Can güvenliğin yok. Yani hiç kimse, 'Ya oğlum da bu işi yapsın' demez. Doğru mu arkadaşlar? Yani böyle bir iş yapıyorsunuz, toplumun ve sektörün bir yükünü üstlenmiş durumdasınız.
Şimdi böyle bir süreçten geçerken, böyle bir yaşam sürerken, bir de karşınıza Sayın Başkanın söylediği gibi bir rakip çıkmış. Onlar da bu işi yapıyorlar. Siz ço cuklarınız için istemediğiniz, önermediğiniz ve cefasını çektiğiniz işi bu kadar insan yapmak için neden hevesliler? Arkadaşlar, bu heves meselesi değil. Bu ekonomik kriz meselesi. Bu ülke ağır bir buhrandan geçiyor. Bakın, ekonomik krizden değil, ağır bir buhrandan geçiyor. Bu ülkede sanayi işçisinin sayısı azalıyor arkadaşlar. Bu ülkede sanayi tasfiye oluyor. Diyorlar ki çalışacak Türk işçi bulamıyoruz. Onun için yabancıları getirelim. Yok ya, bu ülkeyi dedelerimiz oturdu, Suriyeliler, Afganlar gelip mi inşa ettiler? Cumhuriyeti onlar mı kurdular? 2011-2012 senesine kadar kimse yoktu da uzaylılar mı çalıştılar bu ülkede? Bu fabrikaları Ereğli Demir Çelik'i, Seydişehir Alüminyum'u, Aliağa'yı, Küpraş'ı… Bunu Türk insanı yaptı arkadaşlar. Türk insanının çalışkanlığı yaptı.
Ve Afgan'ın elinin değmediği et yok diyorlar. Doğru. Ne oldu? Türk çobanlar astronot mu oldular? NASA'ya mı gittiler? Siz B üyükşehir Belediye Yasalarını çıkartır köyleri, bin seneden beri bu coğrafyada, bizim Türklüğün döneminde var olan köy sistemini yıkar, kırsal mahalle gibi garip bir şey çıkartıp ve köylüye hayatı, üretimi zorlaştırırsanız, onlar kentlerin varoşlarında toplanmak zorunda kalırlarsa, taşımalı eğitim denilen bir gariplikle çocukları köyden koparırsanız, çiftçiliği bilmezse, hayvancılığı bilmezse, ondan sonra Afgan çobana 150 bin lira verip bir de bulamama durumuyla karşı karşıya kalırsınız.
Bütün meslek liselerinin kalitesini düşürüp sayısını arttırmayıp, hiçbir işe yaramayan üniversite bölümleri açıp çocukları o üniversite bölümlerine yollayıp, sizin de çocuklarınız okuyordur arkadaşlar üniversitede. Hepiniz zorlanıyorsunuz paralarını ödemekte. Oradan mezun oldukları zaman ne iş yapacaklarını bile bilmiyorsunuz. Ama bu ülkenin sıvacıya ihtiyacı var, bu ülkenin demirciye ihtiyacı var, bu ülkenin berbere ihtiyacı var, değil mi? Kaportacıya ihtiyacı var, boyacıya ihtiyacı var. Bunları da kapatın, ee? Arkadaşlar, bir ülkedeki hizmet sektörü eğer sanayi sektörünün, bilim sektörünün önüne geçmişse, o ülkede sorun var demektir. Ve durumumuz şimdi bu. Böyle bir ortamda ne oluyor? İstihdam yaratamayınca, eğitim sistemini ortadan kaldırınca, adalet sistemi tartışılır hale gelince yabancı sermaye gelir mi? Gelmez. Yatırım yapar mı? Yapmaz. Türkiye'den 80 milyar dolara yakın bir sermaye, geçtiğimiz 10 yıl içerisinde, ayrıca da bunun 12,5 milyar doları yurt dışında gayrimenkul satın almak için gitti. Bak, rakama bak; 12,5 milyar dolarlık sermaye yurt dışına gitti. 12,5 milyar dolarla PETKİM'in, bakın, PETKİM'in bugünkü PETKİM'in iki katı büyüklüğünde tesis yaparız. Türkiye'nin petrokimya ihtiyacının yüzde en az 30’unu karşılarız yapacağımız tesisl e. Onlar yurt dışında apartman satın almakta kullanıldı bu parayı.
Ve ne kadar nüfusumuz? 86 milyon. Öyle zannedin. 86 milyon değil. Coğrafyada 100 milyon insan yaşıyor. Sığınmacısı, kaçağı, şusu, busu… Bu fiyatları yükseltiyor mu? Kiraları yükseltiyor. Gıda fiyatlarını yükseltiyor mu? Yükseltiyor. Gelenler fizik mühendisi olsa, doktor olsa. Bak, İsveç'e 70 tane Türk doktor gitmiş. İsveç'te tartışma olmuş. Sormuşlar. Demişler, niye bu Türk doktorları alıyorsunuz? İsveç Sağlık Bakanı demiş ki, bir doktorun bize maliyeti 1 milyon avro demiş, eğitirsek. Biz demiş, 70 bin avroluk bu Türk doktorları alarak tasarruf yaptık. Tamam. Kendi açısından mantıklı. Ama neden bizim doktorlarımız gidiyor arkadaşlar? Yerine de kendi ana dilinde okuma yazma bilmeyen yüz binlerce insan geliyor. Özetle bu işin dengesi tam anlamıyla bozulmuş durumda. Bunu düzeltmemiz gerekiyor. Ben size popülist bir konuşma yapmıyorum. Ne yse, onu anlatıyorum. Hukuku tesis etmeden olmaz.
Şimdi bak, başkan dedi ki 20 seneden beri burada çalışıyorum. 8 sene başkan vekilliği yaptım, deneyimli. 2 sene de başkanlık yaptım. Sektörün bütün sorunlarını biliyor, kendisi de sektörde. Size sormadan, size danışmadan karar alıp uygular mı? Hayır. Uygulatır mısınız? Uygulatmazsınız. Yani İzmir'de Şoförler Odası'nda tek adam rejimi yok, değil mi? İstemezsiniz de. Türkiye'de de istemiyoruz. Onun için parlamenter demokrasiye dönmek zorundayız. Hukukun üstünlüğünü kabul etmek zorundayız. Hukuk olmadan hiçbir şeyimiz güvencede değil arkadaşlar. Bakın şimdi başkan bahsetmedi, siz de bahsetmediniz. Ama Mehmet Şimşek bütçe açıklarını kesti diye cezalarla kapatmıyor mu arkadaşlar? O cezaları siz ödüyorsunuz. Ben biliyorum şoför arkadaşlar her yerde anlatıyorlar. Cezalar da aniden. Yani Türkiye'de şoförler birden karar verdiler, geçen s eneden 10 kat daha fazla trafik ihlalinde bulunacağız. Öyle mi oldu? Yok. Özetle köklü bir değişime ihtiyaç var. Türkiye'nin üretim ekonomisine geçmeye ihtiyacı var ve kamu hizmeti gören, bir defa, esnafın bu süreçte en ağır hırpalanan kesim olduğu bir gerçek arkadaşlar. En ağır. Siftah yapmadan dükkânı kapatan o kadar çok esnaf var ki, iflas eden o kadar çok esnaf var ki, bu durumu kökten yeniden düzenlememiz gerekiyor.
Bir Esnaf Bakanlığı kurmayı düşünüyoruz biz. Çünkü esnafın siyasette bir temsil noktası yok. Evet, kurumlarınız var ama nereye gideceksiniz? Esnaf devlette kime başvuracak? Bu belli değil. Ancak bunları yapabilmek için de size ve sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Beni tanıyorsunuz. Salağa salak derim arkadaşlar. Neyse o bende. Geri adım atmam, geri vites yok bende. Çünkü ben Atatürk'ten taviz verilerek Cumhuriyet'in savunulamayacağına inanıyorum. Atatürk'ten taviz vermem. Cumhuriyet'in kurulu ş ilkelerinden taviz vermem. Hukukun üstünlüğünden taviz vermem ve sizler de bu gidişin doğru olmadığını düşünüyorsanız, bu sefer araçları zafere doğru sürelim.
Bir de partinin kurulduğu ilk günlerde bu sığınmacıları yollayacağız dedik. Ondan sonra ben dedim ki, Zafer Turizm'le yollayacağız. Zafer Turizm diye de Malatya'da bir şirket varmış. Beni aradı sahibi, 'Hocam' dedi, 'ya Zafer Turizm benim' dedi. Dedim ki, patron, merak etme, bende araç yok zaten, senin araçları kiralarız. Mutlu oldu, bir daha aramadı. Tabii bu milletin gönlü geniştir, zor durumda olana yardım eder ama artık savaş da bitti, bakın. Şimdi ne diyorlar ki entegre edeceğiz, yollamayacağız. Hani savaş bitince yollayacaktınız? Arkadaşlar, biraz önce haberlere düştü. Almanya karar almış, kendi ülkesindeki işsiz yabancıları ülkelerine yollayacakmış. Trump diyor ki, bu mesele devletlerin çökmesine bile neden olur. Onun i çin biz Amerika Birleşik Devletleri'ni savunacağız. Bütün dünya kendi ülkesini savunurken bizim ülkemiz dünyanın lunaparkı mı ki ipini kopartan gelsin buraya, sağlığına bakalım, beslenmesine bakalım, okuluna bakalım. Ve bunu da kendi çocuklarımızın nafakasından keserek yapalım. İçinizde altı çocuk sahibi olan var mı arkadaşlar? Dört. Beş çocuk sahibi var mı? Dört çocuk? Üç. Üç çocuk? Bir. İki çocuk? Çoğunluk iki. Evet arkadaşlar, Suriyeli olsaydınız, size sorsaydım altı çocuk diye, hepiniz el kaldırdınız. Siz işinizi matematikle yapıyorsunuz ya, kilometre ve mazot fiyatı değil mi? Bunu doğru hesaplamazsanız arabayı çalıştıramazsınız. Bu demografik yapıyı düşünsenize. Yarın çocuklarınızı nasıl bir ülke bırakırsınız?”
