“PKK'LI TERÖRİSTLER MODERN SİLAH SİSTEMLERİNİ İRAN'A TAŞIYORLAR”

“EVLATLARIMIZIN KATİLLERİNİ AFFETMEYECEĞİZ”

“MEHMETÇİK TERÖRLE MÜCADELEDE ŞEHİT OLMASIN DİYORSUNUZ AMA TÜRK ASKERİNİ HUSİLERLE SAVAŞMAK ÜZERE YEMEN'E YOLLAMAYA HAZIRLANIYORSUNUZ”

“TÜRK ASKERİNİN KANI SUUDİLER İÇİN DÖKÜLEMEZ”

“TÜRKİYE EKONOMİK ANLAMDA TAM BİR FELAKET YAŞIYOR”

“BU HIRSIZLIĞI, RANT DÜZENİNİ DURDURACAĞIZ”

“BU SEÇİMLERDE ATATÜRK'TEN TAVİZ VERMEYEN TEK PARTİ OLAN ZAFER PARTİSİ'NDE TOPLANALIM”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Antalya’da düzenlenen “Cumhuriyet’in Kadınları Buluşuyor” Programında Türk kadınlarına seslendi.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Antalya ziyaretime Alanya’da başladım ve Alanya’da Mahmutlar’da bir evi ziyaret ettim. Bu evde şehit Zekeriya’nın annesi ve abisi birlikte yaşıyorlardı. Zekeriya 2019 senesinde Türkiye-Irak sınırında bir operasyon sırasında şehit düşmüş 27 yaşında bir Mehmetçik kardeşimizdi. Annesi dedi ki, Babası bizi bıraktı gitti Zekeriya 7 yaşındaydı. Ben temizlik yaparak iki çocuğumu büyüttüm. Burada girmediğim ev, temizliğini yapmadığım apartman kalmadı ve hakkımı helal etmiyorum. Şimdi PKK'ya çıkarılan affa karşı kızgınlığını, haklı kızgınlığını ifade etti. 

Evet, değerli arkadaşlar, çerçeve yasa adı altında PKK'ya özel, teröre özel bir af yasası Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, HÜDA PAR, Cumhuriyet Halk Partisi ve Yeni Parti'nin oylarıyla çıkartıldı. Rekor sayıda milletvekili, 467 sanıyorum, PKK'nın affedilmesi için oy verdi. Ama Türk milleti de rekor sayıda bir çoğunlukla PKK terör örgütüne çıkartılan affa karşı çıkıyor. Bırakın siz bunu artık bu milleti vicdanından kopmuş, temsil etmeyen milletvekillerine onaylatmayı, gelin Türk halkına sorun. Bakalım, Türk halkı PKK affına ve Öcalan'ın serbest kalmasına ne diyecek. Elbette sandıkta güçlü, çok güçlü bir hayırla bugün izlenen politikayı sandığa gömecek. Ondan eminiz.

Değerli arkadaşlar, basında değişik siyasi parti yetkililerinin, yorumcuların 'PKK silah bıraktı, terör eylemleri olmuyor' şeklinde açıklamalarını duyuyorsunuz. Bakın, net ve açık bir şekilde söylüyorum. Ben Türkiye'de PKK terörünü en iyi bilenlerden, asker, sivil, istihbaratçı dahil birisiyim. Belki ilk beşin içindeyim. Ben PKK terör örgütünü yıllardan beri akademik olarak çalışan, sadece kütüphanede değil, sınırın öte tarafında ve bu tarafında dağ köyleri dahil, karakollar dahil, gece operasyonları dahil, özel harp karargâhları dahil izlemiş, ziyaret etmiş, araştırmış bir kişiyim ve PKK silah bırakmadı. PKK silah bırakmadı ve PKK'lı teröristler şimdi Suriye'den, Irak'tan İran'a gidiyorlar. Modern silah sistemlerini, ileri teknoloji silahları, cephaneleri İran'a taşıyorlar. Sincar'daki PKK'lılar İran'a kayıyorlar ve değerli arkadaşlar, PKK'lı teröristlerin üç ilimizin kırsalına girmeye başladıkları istihbaratını duyuyoruz. Üç ilimizin kırsalında dolaşmaya başlamışlar.

1991'de PKK'ya katılan ve hâlen KCK Yürütme Kurulu üyesi olan Süleyman Şahin adlı terörist İran PKK'sının başına getiriliyor. Getirildi şu anda. Hani PKK kapanmıştı? Hani KCK kapanmıştı? Hâlâ PKK'nın, KCK'nın yapısı varlığını sürdürmeye ve yeni terör eylemlerine hazırlanmaya devam ediyor. Amaç ne? Amaç İran'da bir ayaklanma gerçekleştirmek. İran rejimini devirmek. İran'ın doğu ucunda Belucileri ayaklandırmak ve batı tarafında da PKK üzerinden, PKK terörü üzerinden İran'ı bir iç çatışmaya sürüklemek.

Öte yandan Türkiye içerisinde de Öcalan'ın talimatıyla PKK'nın ve Öcalan'ın 'değer ailesi' dediği yakınları, terör unsur olarak güvenlik güçlerimize silah sıkmış, Mehmetçik şehit etmiş, polis şehit etmiş, öğretmen şehit etmiş, savcı şehit etmiş teröristlerin ailelerinden seçilecek kişilerin DEM Parti'nin saflarına alınması, gelecek seçimlerde milletvekili adayı, belediye başkan adayı gösterilmesi çalışmaları sürdürülüyor. Yine PKK terör örgütü, 1984'ten bu yana Türkiye'de yapmış olduğu terör eylemleri sırasında güvenlik güçleriyle girmiş olduğu çatışmalarda öldürülen ve kırsalda gömülen PKK'lı teröristlerin bulunduğu yerlerin tespit edilerek şehitliğe dönüştürülmesini talep ediyor. Utanmazlığı görüyor musunuz? Bu teröristlerin ailelerine belediyelerde iş veriliyor ve şimdi belediyelerde iş vermesi yetmez, devlet de iş versin diye talepte bulunma hadsizliğini tartışıyorlar.

Değerli Antalyalılar, sevgili Atatürk'ün kızları, dünyanın değişik yerlerinde yanlış bir yöntemdir ama terörle müzakere edilmiştir. İrlanda'da edilmiştir, İspanya'da edilmiştir ama hiçbirisinde böyle bir süreç Türkiye'de yaşandığı gibi yaşanmamıştır. Türkiye defaatle PKK terör örgütünü yendi, etkisizleştirdi ve buna rağmen bugün sanki PKK Türkiye'ye karşı bir savaş kazanmış gibi taleplerde bulunabilmektedir. Bunun bedeli, Türkiye'nin kötü yönetilmesi ve bu politikanın yanlış olması dışında, terör yandaşlarına adeta cesaret verilmesidir. Şimdi Türkiye'den talep ediyorlarmış, duyuyoruz. İHA'larınızı ve SİHA'larınızı Türkiye üzerinde uçurmayın, bunları Türkiye dışındaki alanlarda uçurun. Koruculuk sistemini kaldırın, korucuların elinden silahları alın diyorlar. İnanılır gibi değil. Tabii, vatansever korucuların elinden silahları alalım da sizin saldırılarınıza açık hâle mi getirelim? Onların bebeklerini siz beşiklerde katlettiniz. Ömerli'de, Mardin'de yaptığınızı unuttuk mu? Binlerce insanımızı kadın, çocuk, bebek demeden katlettiğinizi unuttuk mu zannediyorsunuz? Hayır, unutmadık. Unutmayacağız. Affetmedik. Affetmeyeceğiz. 

Daha yeni Düzce İl Başkanımız Hülya Hanım, çok da iyi çalışan bir il başkanı, bir pankart asmış il binasına. Bizim de haberimiz yok asılan pankarttan. Demiş ki: 'Evlatlarımızın katillerini affetmeyeceğiz. Terörle müzakere edilmez, mücadele edilir.' Gece yarısı savcılık emriyle pankartı indirmek için belediyenin itfaiye aracı gelmiş Düzce'deki il başkanlığımıza. İl başkanımızla ilgili halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmaktan soruşturma açılmış. Haberim olunca bütün il başkanlarımıza talimat verdim. Dedim ki bütün il başkanlıklarına aynı pankartı assın. Biz evlatlarımızın katillerini affetmeyeceğiz.

Ya bakın, sevgili Antalyalılar, sevgili Zafer Partililer, nasıl bir dönemden geçiyoruz? DEM Parti'nin eş başkanlarından Sezai Temelli şöyle söylüyor: 'Bugün Türkiye'nin en bereketli toprakları burası.' Urfa'dan bahsediyor. 'Buralar vaat edilmiş topraklar.' Allah Allah! Lafa bak, burası vaat edilmiş topraklarmış. Devam ediyor: 'Musa bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi. Geldiler, bu toprakları da kuruttular.' Bakın, şimdi bu ifadeye halkı kin ve düşmanlığa kışkırtmaktan soruşturma açılmıyor. Evlatlarımızın katillerini affetmeyeceğiz deyince soruşturma açılıyor. Yeter artık. Ve diyorlar ki biz bu görüşmeleri evlatlarımız terörle mücadelede şehit olmasınlar diye yapıyoruz. Bunu daha önceden 'Anaları ağlamasın.' diye yaptık demiştiniz. Sonunda hendek teröründe 800'e yakın jandarma ve polis özel harekâttan kardeşimizi şehit verdik.

Diyorsunuz ki Mehmetçik terörle mücadelede şehit olmasın ama Türk askerini Husilerle savaşmak üzere Yemen'e yollamaya hazırlanıyorsunuz. Nasıl iş bu ya? Hem diyorsunuz ki biz İsrail'e karşıyız, İsrail'in Gazze'de yaptıklarına karşıyız. Evet, İsrail Gazze'de bir soykırım yapıyor. Lanet olası bir soykırım yapıyor. Peki, buna karşı kim sözün dışında etkili siyaset yapıyor? Kim savaşıyor İsrail'le? İran ve Husiler. Şimdi siz hem İsrail'e karşı olacaksınız hem de İsrail'le savaşan Husilere düşman olacaksınız. Sonra bu millet de buna inanacak, öyle mi zannediyorsunuz?

Evet, değerli arkadaşlar, bakın. Hürmüz Boğazı'nı İran kapattı. Haritayı gözünüzün önüne getirin. Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na açılan koridoru da Yemen üzerinden Husiler kapattı. Böylece petrol yollarını Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı kontrol altına almış oldu. Şimdi Husileri devreden çıkartmak demek, o petrol yolunu açıp Amerika ve İsrail'e teslim etmek demek. Hakan Fidan, adı Dışişleri Bakanı ama kendisi savaş bakanı gibi dolaşıyor. Ve inanılır gibi değil. İsrail'in baş düşmanı Husilerle savaşmak için adeta bahane arıyorlar. Evet, bir Mekke Anlaşması teknik adamlar arasında ve hükümetler arasında imzalanmış. Ama henüz geçerli değil. Mecliste kabul edilmemiş. Daha kimsenin içinde ne olduğunu bilmediği bir anlaşma. Mecliste kabul edilmemiş bir anlaşmaya rağmen gidiyorlar, görüşmeler yapıyorlar. Meclisten tezkere çıkmadan Türk askerinin yollanmasından bahsediliyor. Bunların hepsi anayasal suç. 

Ve çok İsrail karşıtı var ya; aslında nasıl Suriye'de İsrail'e hizmet eden politikalar Beşşar Esad rejimi devrilerek gerçekleştirildi ve Trump, '2 bin yıllık işgal sona erdirildi, sağ olun.' diye teşekkür etti. Şimdi yine İsrail'in işine yarayacak Husilerin politikaları izlenmeye devam ediyor. Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğü için. Değerli arkadaşlar, Suudi Arabistan'a gittiğiniz zaman hâlâ Türk trenlerine nasıl bastıklarını, Türk askerlerini nasıl katlettiklerini gelen turistlere gösteren bir yönetim var orada. Bizim bıraktığımız tarihî eserleri yıkan bir yönetim var orada. Bir aileye ait bir ülke var. Suudi ailesinin Arabistan'ı var. Türk askerinin kanı Suudiler için dökülemez.

Ve dış politikada başka bir rezaleti Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimde yaşıyoruz. Efendim, Netanyahu Birleşmiş Milletler'de konuşurken Azerbaycan temsilcileri dışarı çıkmamış. Doğru değil. Azerbaycan'ın Birleşmiş Milletler heyetindeki büyükelçi ve maiyeti çıktılar. Bir tek üçüncü kâtibi, orada konuşmayı dinlemesi için bıraktılar. Üstelik Azerbaycan egemen bir devlet. Bu egemen devletin, kardeşimiz hiç şüphesiz müttefikimiz hiç şüphesiz. Ama egemen bir devletin dış politikasında kiminle konuşacağını, kiminle konuşmayacağını sen nasıl belirlersin? Sonra Azerbaycan'ın İsrail'le olan ilişkilerinden istifade etmiyor musunuz? Gerektiğinde Azerbaycan üzerinden Tel Aviv'le görüşmüyor musunuz? Hem bunları yapacaksınız hem de ondan sonra Azerbaycan'ın nasıl davranacağını önüne koymaya çalışacaksınız. Hayır. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri Erdoğan'la ve İlham Aliyev'le başlamadı. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri 4 bin sene önce Tanrı Dağları'nın çevresinde başladı. Biz 4 bin seneden beri kardeşiz, kardeş olmaya devam edeceğiz ve zor günümüzde birbirimizin yanında olacağız. Bakü'deki kardeşlerimize de buradan... Türkçede bir deyim vardır: 'Babaza kırıp oruç bozmak' diye. Babaza kırıp orucunuzu bozmayın. Burada birkaç tane trol size saldırıyor diye Türkiye'ye yönelik bir kızgınlığı temsil etmeyin. Türk halkı kardeş Azerbaycan'ın yanındadır ve olmaya devam edecektir. Sürekli bizim ve muhalefetin sosyal medya hesaplarını yasaklayan, engelleyen, erişimi durduran iktidara gelince onlara söyleyeceğimiz şey de şu: Eğer bu ilişkilerin daha fazla zarar görmesini istemiyorsanız siz esas Bakü'deki kardeşlerimize saldıran sosyal medya hesaplarını kapatın da görelim.

Değerli arkadaşlar, değerli Zafer Partililer, çok muhterem hanımefendiler, dün Manavgat'ta bir bakkal dükkânına girdik ve 'İşler nasıl?' diye sorduk. İşler kötü. Evet, bütün esnaf işlerin kötü olduğunu söyledi. Geçen seneye göre yüzde elli her yerde düşmüş işler. Bu, mesela tatlıcılarda daha da yüksek. Yüzde 80 ve yüzde 60 civarında. Tatlıcılarda yüzde 80, pastanelerde yüzde 60 civarında geçen seneye göre işlerde düşüş var. Çünkü yedi seneden beri devam eden bir ekonomik kriz var. Yani 1980'den beri Manavgat'ta, Manavgat'ın en büyük fırınlarından bir tanesini işleten kişi dedi ki: 'Bir sene daha devam ederiz, etmeyiz.' ‘Nasıl ya, su, un ve tuz senin işin.’ Dedim. Doğru ama dedi, 23 liraya mal ediyorum, 15 liraya satıyorum. Esnaf pahalı satmıyor ama girdiler o kadar yüksek ki inanılır gibi değil. Tam bir felaket yaşıyor Türkiye ekonomik anlamda.

Ve ben de bakkal arkadaşıyla bunları konuşurken, 'Ben aynı zamanda fonzedeyim.’ dedi. 'Yapma.' dedim. 'Gerçekten.' Evet, dedi. 'Ben bütün birikimimi götürdüm, fona yatırdım.' Ne kadar yatırdın? 16 milyon yatırdım. 'Ya bayağı yatırmışsın sen de.' dedim. O parayla, dedi, günlük paramı çeviriyordum. Daha doğrusu 6 milyon yatırmış da 10 milyon da kazanmış. Evet arkadaşlar, böyle 500 binden fazla insan var. 20 milyar dolar görünen zarar ama maliyetiyle birlikte zararın 90 milyar dolara çıktığı söyleniyor. Ve Türkiye'nin bundan sonra bu kurumsal güvenliğin olmadığı ortamda para bulması daha zor ve daha pahalı hâle gelecek. Üstelik bu yolsuzlukla gerçekten ciddi mücadele etmeyeceğini hükümetin görmeye başladık. Aksine, bununla mücadele edenlerle mücadele edilmeye başlandığını görüyoruz.

İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'e ev hapsi cezası verilmiş. Şaban Sevinç ve Murat, Sözcü TV'den onlar da tutuklanmış. Peki, Fatma Betül Sayan'a ne olmuş? Onu da WhatsApp grubundan çıkarmışlar! Müthiş bir ceza. Nasıl kahroluyordur şimdi. Fatma Betül Sayan'la da bir gazeteci röportaj yapmış. Kim yapmış, bilin bakalım. Nagehan Alçı yapmış tabii. Büyük gazeteci. Nagehan Alçı'ya demiş ki Fatma Betül Sayan Kaya: 'Ya ben bunun kötü bir şey olduğunu bilseydim kendi ismimle yapar mıydım hiç?' demiş. Arkadaş, kötü bir şey olduğunu bilsen yapmazsın. Ama karşımızdaki ahlaki seviyeyi görüyor musunuz? 'Yapmazdım.' demiyor. 'Kendi ismimle yapar mıydım?' diyor. Aslında kötü bir şey olduğunu biliyor mu? Biliyor tabii. Bilmez olur mu? Biliyor tabii. Ama 'Bize bir şey olmaz.' diyor. Ve olmuyor da gerçekten. Bakın, 2,2 milyar TL'nin faiz bölümünü verdi, ana paracığı kendisinde kaldı. Ana paracık ne kadar? 164 milyon TL. Paracık. Peki, bu 164 milyon TL nereden geldi? Senin eşin bir doktor. Bordroyla kazanıyor parayı. Senin fabrikan yok, üretimin yok, ticaret de yapmıyorsun bildiğimiz kadarıyla. Evet. Durum bu arkadaşlar. 

Şimdi değerli hanımefendiler, içinizden bazıları, 'Genel Başkan başladı konuşmaya ama hâlâ kadınların sorunlarına gelmedi.' diye düşünüyor olabilirsiniz. Ben Türkiye'de kadınların sorunlarıyla erkeklerin sorunlarını ayırmıyorum. Türkiye'nin sorunları hepimizin sorunu. Ancak bu sorunların altında kadınlar erkeklerden daha fazla eziliyor. Türkiye Orta Doğululaşıyor. Orta Doğu eskiden Gaziantep'te biterdi ama bu göçlerle birlikte Orta Doğu Türkiye'nin içine demografik olarak yürüyor, ilerliyor ve bunlardan en fazla rahatsız olanlar, doğrudan rahatsız olanlar, kadınlar oluyor. Metrobüse binerken korkuyorlar. Öğrenciler metrodan çıkıp yurda giderken gece korkuyorlar. Ve Ayşegül, Gebze'de o üniversite hazırlık kursuna giderken Afganistan'dan yürüyerek gelmiş bir adam tarafından, tecavüze direndiği için kafası taşla ezilerek öldürülüyor.

Beraberinde uyuşturucu getiriyorlar. Uyuşturucu Türkiye'de yayılıyor. Dört milyon uyuşturucu bağımlısı, iki milyon sanal kumar bağımlısı var. Ankara'da uyuşturucu bağımlılarının anne ve babalarıyla toplantı yapıyoruz. 80 tane anne, iki tane baba geliyor. Yine annelerin üzerinde yük. Yine kadınların üzerinde yük. Pazara gidiyoruz. Pazarda yüz müşterinin 80 tanesi, evde tencereyi kaynatmaya çalışan ve mutsuz bir ifadeyle dolaşan kadınlar. Ankara'da sebze hâlinde bir kadın beni durdurup, '45 yıllık evliyim, kocam geçen sene öldü, 16 bin lira maaş alıyorum ve kanser tedavisinden geliyorum. Söyle bana, nasıl yaşayacağım?' dedi. Söyleyecek hiçbir şey yok arkadaşlar. Ve bütün bunların üzerine, kadın cinayetlerinin korkunç derecede arttığı bir ülkede yaşıyoruz. Evet, onun için kadınların ve erkeklerin sorunları bu ülkede aynı. Gündemleri aynı ama kadınların sorunları, aynı olmanın ötesinde, daha fazla ve daha ağır sorunlar.

Ve biz de bu sorunları, Türkiye'nin güvenliğini sağlarken Anadolu Kalesi Projesi'yle bu 13 milyon sığınmacı ve kaçağı geri yollayarak ve yerine yenilerinin gelmesini engelleyecek bir sınır güvenliği sistemi sağlayarak bir derece iyileştireceğiz. Tertemiz Türkiye Projesi'yle uyuşturucu ve sanal kumar bağımlılarının tedavisini zorunlu hâle getireceğiz. Zorunlu arkadaşlar. Kendilerini uzak yerde çalışarak, üreterek uyuşturucudan arındırıp, kumardan arındırıp topluma onları sağlıklı bireyler olarak, anne ve babalarına, özellikle de annelere geri vereceğiz. Bu, kadınlar için de bir başka güçlü güvenlik önlemi olacak.

Türkiye zengin fakat Türk halkı fakir. Biraz önce söyledim, her yerde esnaf geziyorum. 2026 Ocak ayında İstanbul'da bir tek kişi bana, 'Esnaf, işlerim iyi, geçen seneki gibi.' dedi. O günden bugüne başka hiçbir esnaftan bütün Türkiye'de bunu duymadım. O esnaf da Eyüp Sultan'da bir parfümeri dükkânıydı. İçeri girdim. 'İyi günler, işler nasıl?' dedim. Bir yandan da pişman oldum. Ya parfümeride iş nasıl olur, zaten millet açlıkla boğuşuyor diye düşündüm. 'İşler çok iyi.' dediler. 'Nasıl?' dedim. Baktım, bütün markalar var. Herhâlde imitasyon satıyor, ucuz, onun için işler iyi, dedim. 'Herhâlde sen imitasyon parfüm satıyorsun.' dedim. 'Yoo.' dedi, 'Orijinal.' Dedim ki, 'En pahalı parfümün ne kadar?' Ocak ayında arkadaşlar, 68 bin lira, dedi. Hanımlar, hiç 68 bin liralık parfüm aldınız mı? Almadınız. Tahmin ediyorum. Zaten 68 bin lira parfüm sıkan hanım burada olmaz. Foncuların yanında olur, değil mi?İnanamadığım için dedim, 'Şu parfümü göreyim ben de.' İndirdi, 10 tane daha var. 'Peki, dedim, en ucuz parfümün ne kadar?' 800 lira, dedi. 'Ortalama, dedim, kaça satıyorsun?' 30-40 bin bandında, dedi satışlarımız. Şimdi arkadaşlar, Türkiye'de bir yüzde 10 var: foncular, rantiyeciler, beşli çeteciler. Bunlar korkunç bir para kazanıyorlar. Türkiye'den yurt dışına gidip ev satın alanların vermiş olduğu para 12,5 milyar dolar. Bu ülkede kazanılmış, yurt dışında gayrimenkul satın alınmış para. Ve biz bu parayı Türk halkına iade edeceğiz. Bu çalınanları Türk halkına geri vereceğiz. Ve bu hırsızlığı, rant düzenini durduracağız. Türkiye tekrar istihdamı konuşmaya başlayacak. Türkiye tekrar refahı ve üretimi konuşmaya başlayacak.

Meslek liselerini açacağız. Köy okullarını açacağız. Tarım liselerini açacağız. Kuleli'yi açacağız. Deniz Lisesi'ni açacağız. Hava Lisesi'ni açacağız. Eğitimi tekrar Atatürkçü çizgiye oturtacağız. Bugünkü Millî Eğitim Bakanı'nı da bekleteceğiz. 

Bu mücadelede sizlerin de çok değerli desteğine ihtiyacımız var. Seçimler şu zaman olur diyorlar, bu zaman olur diyorlar. Bakın, Türkiye'de seçimlerin ne zaman olacağını iktidar dâhil kimse bilmiyor. Bir tek Allah biliyor seçimlerin ne zaman olacağını. Ama ne zaman olursa olsun biz hazırız. Projelerimizle hazırız. Programımızla hazırız. Kadrolarımızla hazırız. Antalya'da da maşallah çok hazırız. Onu görüyorum. Keşke her yer Antalya gibi olsa, o zaman çok çok çok daha hazır olacağız. Ve şimdi hedefimiz, her yeri Antalya gibi bir noktaya getirmek, Antalya'yı da bugün olduğu yerin üzerine birlikte götürmek. Bundan da eminim. Bunu da gerçekleştireceğiz arkadaşlar. Bunu kendi aramızda da konuşuyoruz. Sahada da güzel bir şekilde görüyoruz. Ama her hâlükârda en geç 2028'de seçim var. En geç. Çok zaman kalmadı. Onun için arkadaşlar, sizlerden Antalya'da en yakınınızdan her ay bir tane üye bekliyorum. Çok basit. Ayda bir üye. Seçimlere kadar. Yapabilir misiniz? Yaparsınız tabii. Çok kolay. 

Sandık başlarında, beş yıldan beri çalışmamızın sonucu olan oylarımızı, trafolara kedi girmesini engelleyerek, girdiği gibi çıkmasını sağlamak. İkincisi bu. Eğer üyemiz olursa bunu da rahatlıkla gerçekleştiririz. Bazıları diyorlar ki, 'Ya seçim olur mu?' Arkadaşlar, seçim muhakkak olacak. 'Ya AK Parti iktidardan gider mi?' Arkadaşlar, AK Parti iktidardan gidiyor. Kendi içinde dört parçaya bölünmüş. Erdoğan sonrasında kimin iktidara gireceği, AK Parti içinde onun tartışmaları, kavgaları yürüyor. Ekonomi olağanüstü bozuk. Konuştuk. PKK ile müzakereler Türk halkında büyük öfke uyandırıyor. Unutmayın, 2015 Haziranı'nda Türk milleti ne yapmıştı? AK Parti'yi iktidardan düşürmüştü. O zaman Devlet Bahçeli'nin yardımıyla geri geldi. Şimdi Devlet Bahçeli de yanında, birlikte düşüyorlar iktidardan. 

Arkadaşlar, buradan bir son çağrıda bulunuyorum. Bütün Atatürkçülere, bütün Türk milliyetçilerine, bütün vatanseverlere: Bu seçimlerde Atatürk'ten taviz vermeyen tek parti olan Zafer Partisi'nde toplanalım, oylarımızı bölmeyelim, sahte Atatürkçülerin tuzağına düşmeyelim, PKK'ya af oylamasında evet diyenlerden hesabı sandıkta soralım.”