Ekran bağımlılığı karnedeki düşük notun sebebi mi?
                                                                          
       Anne avazı çıktığı kadar bağırıyor. “Yemek hazır seni bekliyoruz. Kalk o bilgisayarın başından.” Evdeki Annenin veya yan komşunun evinden duyduğumuz hep aynı tartışmalar. Belki de kendi ailemizde her gün yükselen konuşmalar karşımıza çıkıyor…
       Peki, nedir bu bağımlılık? Nedir çocuklarımızı ekran karşısında saatlerce tutan bu bağımlılık hali ve en önemlisi, biz şimdi ne yapacağız?
       Filiz Öğmen Hocamıza soruyoruz ve başlıyor anlatmaya: Eskiden düşük notlar karneye kırmız kalemle yazılıyordu. Oysa karnenin üzerinde renklere ya da rakamlara bakarak çocuğun değerini belirleyemeyiz. Renkler şimdi değişti, dijital sistemlere geçtik ama ebeveynlerin kaygıları değişmedi. Başarısızlığın ardından bir suçlu aranıyor. Örneğin telefonlar, bilgisayarlar, oyunlar, sosyal medya ya da evde sürekli değiştirilen Wi-Fi şifresi... 
Bütün bunlar karnedeki düşük notlara nasıl yansıyor? 
       Eğer ekran karşısında geçirilen zaman çocuğun beslenme, uyku, ders çalışma ve sosyalleşmesini azaltıyor, ödevlerin yapmamasına neden oluyorsa bu durum akademik başarısına da yansıyacaktır. Ancak burada önemli başka bir durum vardır. Karnedeki düşük notların tek sebebini teknolojiye bağlamak. Bir çocuğun başarısını aile içi ilişkiler, öğrenme güçlükleri, motivasyonu, okul ortamı da etkileyen değişkenler arasındadır. Bu nedenle karneye baktığımızda sadece ekran süresine değil, çocuğun bütün gelişim hikâyesini okumaya çalışmalıyız. Aksi halde notların nedenini anlamak yerine, sadece bir suçlu aramaya odaklanmış oluruz…
       Gerçekten mesele sadece internet mi? Öncelikle kendimize bunu sormalıyız. Gerçeğe korkmadan bakmak ve yüzleşmek. Çocuğun kurduğu dijital dünyayı anlamadan, onunla iletişim kurmadan verdiğimiz mücadele mi? 
       Belki de asıl sorumuz şu olmalı: İnterneti kapatınca çözülmeyen sorun, aslında nerede başlıyor? Bana sorarsanız her verilen cezadan sonra çocuk daha çok öfkeleniyor. Yani ceza aslında bir işe yaramıyor. Aksine davranışı alevlendiriyor ve çocuğun yaptığı davranışı değiştirmiyor. Çözüm; Öz denetim becerisini geliştirmesi. Kuralları birlikte belirleyin. Net ve tutarlı sınırlar koyun. Zaman Davranışın sonucunu fark etmesini sağlayın. Sadece sonucu değil, çabayı da takdir edin…
       Öz denetim çocuğa sürekli “ne yapacağını söyleyerek” veya “onun yerine kararlar alarak” değil, kurallarda söz hakkına sahip olması, zamanı yönetmeyi birlikte paylaşarak olur. Yine olmuyorsa mutlaka bir uzmandan danışmanlık almak gerekmektedir.
       Özellikle küçük yaştaki çocukların, kendilerini güvende hissettikleri ilişkiler içinde öz denetim geliştirdikleri dikkat çekiyor.
Ceza veya yasaklama korkusu çocukta davranışı kısa süreli olarak söndürebilir. Ancak davranışı ve nedenini ortadan kaldırmaz. Oysa sevgi ve empatiyle kurulan bir iletişim, çocuğun hem duygularını düzenlemesine hem de davranışlarını kontrol etmesine yardımcı olur. Ülkemizde yapılan araştırmalar, çocukların günlük ortalama 5-6 saatini ekran başında geçirdiğine işaret ediyor…
       Özellikle küçük yaş gruplarında internete erişimi çoğunlukla ev ortamında ve ebeveynlerin kontrolündedir. Başka bir ifadeyle, internetin ne zaman ve nasıl kullanılacağına ilişkin karar verme ebeveynlerin elindedir. Ancak burada önemli olan, “Derslerimi yapmalıyım, kurallara uymalıyım; yoksa internet şifresi değiştirilir ve oyuna giremem.” düşüncesinde bir çocuk, ne kadar motivasyonla öğrenmeye yönelir? 
       Eğitim bilimleri bize, korku ya da ceza tehdidiyle sürdürülen davranışların çoğu zaman dışsal motivasyona dayandığını göstermektedir. 
       Bu süreçte çocuğun neler öğrendiği, hangi zorluklarla mücadele ettiği ve kendini ne kadar geliştirdiği önemlidir. Çünkü eğitim, birkaç rakamın ötesinde, her çocuk kendi yürüdüğü, kendi hikâyesini yazdığı bir yolculuğun içindedir…