Biliyorum…
Bu kadar mağduriyetin yaşandığı bir dönemde bu yazıyı kaleme almak istemezdim.
Ama emin olun, bugün dile getirdiğim eleştiriler yarının sorunları olmaya devam edecek.
Üstelik bu sorunlar, mevcut gidişatla daha da derinleşecek.

İki yıldır sizi destekliyorum Sayın Özel.
Fakat ön seçim ve liyakat konularında —Kemal Bey dönemi dâhil— benzer uygulamaların sürdüğünü gördüğümde bunu eleştirmekten geri durmadım.
Çünkü iktidar olmanın yolu, güçlü belediye başkanlarının arkasına dizilmekten değil; sağlam bir örgüt ve o örgütün seçtiği omurgalı kadrolardan geçer.

Fakat düşünün; 3 ya da 4 dönem belediye başkanlığı yaptırıyorsunuz. Zamanla bu kişiler kendilerini hem partinin hem de örgütün üzerinde görüyor. O makamların, halka hizmet için bir emanet olduğunu unutup, koltuklarını kendi mülkleri sanıyorlar. Sonra da ya size dava açıyorlar ya da parti değiştiriyorlar. Böyle bir yapıda, omurga değil, kişisel çıkar hâkim olur.

Bugün, genel merkez eliyle, kişisel siyaset hesapları uğruna; büyükşehirden il ve ilçe örgütlerine kadar yapılan tasfiyeler, yarın omurgasız tepkiler olarak geri dönüyorsa, kimse şaşırmasın.
Zira omurgasızı belirleyen de, onu seçen de omurgasızdır.

Rant odaklı, tek adamcı, biat kültüründen beslenen bir kadrodan omurga beklemek, çölden deniz suyu beklemek gibidir.
Siyasi partiler, kendi içlerinde bu anlayışı tasfiye edemedikçe; ne yerelde ne genelde kalıcı bir iktidar inşa edebilirler.

Sayın Özel, sizi belediye başkanları değil, omurgalı örgütler iktidar yapar.
Aksi hâlde, biat, rant ve liyakatsizlik üzerine kurulu düzenin doğurduğu omurgasız tepkilerden şikâyet etmek, yalnızca siyasetin kendi çelişkisini itiraf etmek olur.

Ve son bir not…
Türkiye’nin dört bir yanında orman yangınlarının bu kadar yoğun yaşandığı bir dönemde, bu ülkenin geleceğini yakıp kül eden sorunları merkeze almanızı tavsiye ederim.
Zira hem doğada hem siyasette, omurga yoksa ayakta kalmak imkânsızdır.
Sonuçta, dik duranlar hem ormanlarda hem siyasette yanıyor.
Siyasette dik ve omurgalı duranlara selam olsun!