Mersin’de ruhsatsız ateşli silahla vurularak öldürülen Hiranur Aygar’ın (16) ölümüyle ilgili davanın dördüncü duruşması Mersin 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Bugün mahkeme salonunda bir kez daha gördük ki; bir çocuğun yaşamı, sonu ölümle biten ve adına şaka denilen savunmalarla basitleştirilmeye çalışılmaktadır. Hiçbir ateşli silah şaka unsuru kabul edilemez; hiçbir çocuk, fiilin vahametini örtbas etmeye yönelik bu tür savunmaların öznesi yapılamaz. Bireysel silahlanmanın ulaştığı boyut, çocuklarımızın yaşam hakkı önündeki en büyük tehdittir.
Daha önce de vurguladığımız üzere; çocukların her türlü ihmal, istismar ve şiddetten korunması, bu yöndeki risklerin önlenmesi devletin ve ilgili tüm kurumların öncelikli görevidir. Kurumların asli sorumluluğu, şiddet sokağa, okula veya eve girmeden önce önleyici ve koruyucu mekanizmaları işletmektir. Çocukları şiddetten arındırılmış bir çevrede yaşatmak bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Hiranur için adalet sağlanana ve her bir çocuğumuz ihmalden, istismardan ve şiddetten uzak, güvenli bir geleceğe kavuşana kadar hukuk mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir” diye konuştu.
“BU DOSYAYA VERİLEN GİZLİLİK KARARININ SORGULANMASI GEREKİYOR”
Ülkemizdeki bu cezasızlık halinin, yargılamaların bu şekilde devam etmesinin sonucu olarak devam ettiğini söyleyen Demir, “Her geçen gün yeni bir kadın cinayeti, yeni bir çocuk istismarı ve başka kötü haberlerle uyanıyoruz. Bunun mücadelesini biz avukatlar, mağdur yakınları sürdürürken de hiç pes etmiyoruz. Kamuoyunun desteğini hep yanımızda hissediyoruz. Biz elbette bu mütalaayı kabul etmeyeceğiz ve buna uzun bir dilekçeyle itiraz edeceğiz. Sevindirici bir haber; üç sanığın tutukluluk halinin devam etmesi. Sanıkların doğru söylemediğinin kanıtlandığı bu davada en büyük zorluk, başından beri söylediğimiz gibi soruşturma aşamasındaki yetersizlikti. Tüm kadın cinayetleri, çocuk istismarı gibi canımızı yakan toplumsal düzene ilişkin sorunlarda savcılık makamı jet hızıyla gizlilik kararı alıyor ve bu gizlilik kararının da gerçekten sorgulanması gerektiğini düşünüyoruz. Gizlilik kararı varken, savcı ve kolluk hep beraber çok iyi bir araştırma yapacak, delilleri toplayacak ve gizlilik kararı aslında mağdurların lehine olacak diye düşünülürdü; ama şu unutulmasın bu gizlilik kararları biz özellikle mağdur vekillerinin, mağdur ailelerinin dosyadan el çektirilmesine dönüşmüş durumda.
Eğer bu dosyada gizlilik kararı verilmeseydi, biz zamanında HTS kayıtlarını toplatabilirdik. Bugün bu celsede dinlenen tanıkları zamanında dinletebilirdik. Belki de bu olayın arkasında olduğundan şüphe duyduğumuz uyuşturucu çetesini yakalayabilirdik. Sanık Hüseyin zaten uyuşturucu ticareti yapan biri. Bu dosyada artık sabit. Dolayısıyla, tüm bu soruşturma aşamasındaki gizlilik ve diğer ihmaller yüzünden ve son olarak bugün verilen mütalaa yüzünden öfkeliyiz. Biz mücadeleyi sürdüreceğiz çünkü biliyoruz ki, Hiranur dosyasının adaletle sonuçlanması vicdanları rahatlatması bir sonraki cinayetin önüne geçecektir. Dolayısıyla ilginizin devam etmesini ve 8 Mayıs’taki karar dosyasında birlikte olmayı diliyoruz” ifadelerini kullandı.
ÖZ: “TOPLUMSAL ADALET DUYGUSU KORUNMALI”
Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Üyesi Av. Türkan Özüm Öz, “Kadına ve çocuğa yönelik şiddetin cezasız kalmaması, toplumsal adalet duygusunun korunması açısından hayati önemdedir. Bu nedenle yürütülen yargılamaların, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve sorumluların hak ettikleri şekilde cezalandırılması amacıyla titizlikle sürdürülmesi gerekmektedir. Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak, diğer tüm şiddet dosyalarında olduğu gibi Hiranur Aygar davasının da Çocuk Hakları Merkezi ile birlikte sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiririz” şeklinde konuştu.
